Teknolojik Hayatımın Yönetici Özeti

Her şeyi bilmek istiyorsunuz, bir yandan da öğrenmek için zamanınız yok. Çok yakışıklı, çok güzel, en azından alımlı olmak istiyorsunuz ama aklınızdan geçen midenizde olsun yaklaşımı size daha çok hitap ediyor. Her şeyin en güzeline layıksınız ama bunu aktarmadan keşke herkes kendiliğinden anlasa diyenlerdensiniz. Sanırım ben de öyleyim, sanmıyorum öyleyim, daha doğrusu artık biliyorum ki öyleyim. Madem benzer benzerini çeker. O zaman sizi de kendim gibi okumayı seven, ama pek de sabırsız olarak addederek  size edebiyat derslerinden hatırladığım şekilde teknolojik hayatımın  son 20 yılının Yönetici Özetini sunmak isterim. Buyrunuz…

Giriş

Hatırlayalım… Ne demişti Kavafis :

İthaka’ya doğru yola çıktığın zaman,
dile ki uzun sürsün yolculuğun,
serüven dolu, bilgi dolu olsun. 

ne lestrigonlardan kork,
ne Kikloplardan, ne de öfkeli Poseidon’dan.
bunlardan hiçbiri çıkmaz karşına,
düşlerin yüceyse, gövdeni ve ruhunu
ince bir heyecan sarmışsa eğer. 

Bir nesil, felsefe dersimizde; Ithaka’nın aslında varılacak bir yer, edinilecek bir hazine değil de aslında oraya varmaya çalışırken elde edinilecek deneyimlerin, yaşanmışlıkların kendisi olduğu öğrendik.  Ama  batı medeniyetleri ile aramızda öyle derin bir fark vardı ki çocukluğumda benim (sanki şimdi yokmuş gibi ifade etmek iyi hissettiriyor), mühendis doğmuş kafam SMART hedefler koymadan ilerlemeyi kabullenemiyordu bir türlü.

Ne yolculuğu birader?! Benim hedefim güneştir, kanatlarım erirse Ikarus gibi, erisin; en kötü zorunlu iniş yaparım ay yüzeyine diye düşüyordum. Aslında yapısal olarak anı yaşamamaya, kum tanelerinin saatinde aktığı gibi tüketmeye çok da uygundum. Sonuçta ay, dünyadan daha yukarıda değil miydi? Hayatımızda sanayii devrimi, Yunan filozofları, doğu bilgeliği var iken bir anda ortasına krater gibi düştü teknoloji. Neye çarptığımızı anlamadık, zira bir şeye çarpmadık. Kraterin momentumu ile kendi vücudumuzun momentumu arasındaki farkı idrak edemedik ilk başta. Kendini büyük zanneden bir güç (!) daha büyük bir güç ile çarpıştığında bunun tek bir sonucu vardır, Joker’in Batman’a söylediği gibi. Teknoloji üssel bir hızla önemini arttırarak bizi saracaktı, sarsacaktı… Ama 1980’ler hala bizim için, çiçek çocuklar olabildiğimiz, ebeveynlerimizin bize dış dünyadan korunaklı bir yaşam sunabildiği, teyzengiller ne yapmışı annem söylemedikçe bilemeyeceğim bir dünyaydı.

Ta ki…

735c9db2c3e2eaa8fcbd849a2a6fc42f.jpg

Gelişme

Teknoloji Rönesans’ı olana kadar… Teknoloji bizim için yeni Amstrad’lar, Spectrum’lar, muhteşem Amiga’lar, artık teyp sarmayacağız yeter Commodore’ler iken PC çağına girdik. En havalı Pentium bende, koçum sen hala kağıt disket mi kullanıyorsun derken batıda Internet denen bir şeyler oluyordu…

Wikipedia’dan alıntı tarihçesine göre;  1980’lerin sonunda İngiltere’den Tim Berners-Lee, World Wide Web üzerine yaptığı çalışmalar sayesinde zengileştirilmiş text dokümanlarını çalışan bir ağ sistemine entegre edince bildiğimiz internetin ilk adımları atılıyordu kıta Avrupasında. . Oysa biz Internet deyince 1960’larda ARPANET’i biliyorduk, bilgisayarlar aralarında mesajlaşıyordu. Bense kendi halimde,  siyah/yeşil ekranlara saatlerce bakınca gözümün aldığı körsır hali ile geçen uykusuz geceler sonunda  dir yazınca dökülen dosyaları, ilk yazdığım BASIC’deki oyunu baz alarak epey de caka satıyordum etrafa. Ama ne oldu ise  1990’ların ortalarından itibaren bir anda oldu. Anlık mesajlaşmalar, e-postaVoIP, video görüşmeler ve tartışma forumlarıyla, bloglarıyla, sosyal ağlarıyla ve online alışveriş siteleriyle gelen World Wide Web bildiğimiz hayatımıza format attı.

colorful-mirc.gif

O sıralar, ICQ’yu, mIRC’i  güldür güldür kullanan çağdaşlarımızı pas geçerek, biz Facebook denen bir sosyal medya uygulamasının çıktığına tanık olduk. Sosyal medya ne demek derken Hudson’a bir uçağın zorunlu inişi[1] ve Arap Baharı kendilerinden etkilenenleri jurnalci yapınca Twitter doğdu. Ve sonra Rindler’in akşamında söylediği gibi geniş kanatları boşlukta simsiyah açıldı Internet kapısının ve arkasında akan 0 ve 1’lerin ötesinde insanların hayatına nasıl sihirli dokunuşlar yapabileceğine şahit olmaya başladık. Snapchat, Periscope, Instagram, Whatsapp, Linkedin ve daha niceleri o kapıdan içeri girmeye başladı.

p01y3ky2.jpg

Bugün etrafımızda Facebook hesabı olmayan, Whatsapp’dan mesaj göndermeyen, Skype veya Hangout’tan Voip çağrı yapmamış olan ne 12 yaş altı kaldı, ne 60 yaş üstü. Peki ne mi oldu sonuçta? Artık biz bitlerle sohbet edip, baytlarla hayatı tanıyan, her an herkesin hayatının reklamlarına maruz kalan bir sıkışmış güruh haline geldik. Ithaka’yı unuttuk, nereye koştuğumuzu unuttuk, sadece koca bir reklam panosunun içinde yaşıyoruz şimdi, aynen Truman Show’daki gibi… Ne karanlık bir senaryo çizdim, değli mi?

Ama hissiyatım ve onunla beraber uz görüşüm de enteresan bir şekilde  tam da tersi…

Bence her şey çok güzel olacak. Neden mi?

Çünkü ben sürtünme kuvvetine inanırım. Yani sürtünmesiz ortam olmadığına. Hareket eden cisme veya isme karşı yere temas ettiği yüzey ve temas ettiği yüzeyin harekete olan direncine inanırım ben…

Sarkacın bir sağa, bir sola salındıktan sonra mutlaka ortalarda bir yerde duracağına.

Ve de hayatın sinüs eğrisinin yerel minimumlar gördüğü gibi yerel maksimumlar göreceğine…

maxresdefault (1).jpg

Ezcümle,  hayatın en temel ilkesine, yani değişime ve tekamüle inanırım. Her şey değişecektir, değişirken önce insanın ve de doğanın aç gözlülüğü ağzımızın yanından yağları akarak tüketecek, sonra ise doyuma ulaşılması ile daha bilinçli bir şekilde benzerler arasından en optimumu seçilecektir. İşte biz de sonunda bu baş döndürücü dönüşümü, yani Nesnelerin Interneti, Büyük Veri, Yapay Zeka, Sanal Gerçeklikler evrenini böyle yorumlayacağız. Şu ana kadar teknolojiyi tüketim amaçlı kullandık, bundan sonra sağlık, otomotiv, üretim, eğitim ve daha nice alanlarda hayatımızı geliştirmek ve kısıtlı zamanımızın değer katmayan adımlarını elimine ederek kullanacağız.

Dolayısıyla,  sonraki artı ve eksi bakiyelerin netinde hayatımızda müspet değişimler olacağını düşünüyorum, düşünmek istiyorum. Zaten hayatını teknoloji satmaktan kazanan bir adamın tarafsızlığından şüphe edilir mi ki ?!

Sonuç

Matematikten hoşlaşan bir profil olarak tüm bu teknolojik gelişmelerin OKEK’ini bulmaya çalıştığımda, karşıma tek bir mutlak sonuç çıkıyor: BULUT…  Profesyonel çalışırken buna teknolojinin özgürleşmesi derdim. Şimdi kendim özgürleşmiş biri olarak, bunun çok da yanlış olmadığını görüyor gibiyim. Evet, yine başa dönelim diyorum yüksek müsaadenizle…

Ithaka’ya giden yolun, tabii ki Ithaka’nın bir ada olması münasebeti ile, hep denizden olacağını düşünmüştük değil mi?

Belki bulutların üzerinden giden daha kısa bir yol vardır ve çoktan o yoldan gidiyoruzdur? Teknolojinin hayatımızı bu denli olumlu etkileyeceğini neden mi düşünüyorum? Bulutun, doğru modellerde batıyı dikiz aynasında bırakacağını nereden mi çıkarıyorum? Yoksa iflah olmaz bir optimist olarak  her şeyi hüsne, güzele mi yoruyorum? Bunlar başka bir yazının, başkaca yazıların konusu.. O zamana değin…

En güzel günler sizlerin olsun,

Begim Başlıgil

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s